Bugün : 30 Nisan 2017

Üye Ol
Şifremi unuttum

Üye Bilgileri

Online Ziyaretçi: 3
Online Üye: 0
Online Yönetici: 0

Toplam Üye: 1706
Son Üye: adigadıj2001

Online Üyeler:
Şu An Online Üye Yok
Hoşgeldiniz Ziyaretçi!
IP Adresiniz: 54.224.76.106
Üye olmak için Buraya tıklayabilirsiniz.

Toplam Hit : 30636673
Toplam Tekil Hit : 12231821
Site Kuruluş Tar : 11.05.2007

TRT Çerkeslere televizyon kanalı açmalı mı ?

Evet
Hayır

Toplam Oy: 4727
[Sonuçlar]
Köy Muhtarı
Muhtar İsim: Mehmet YILDIZ
Ev Tel : 0352 531 10 10
Cep Tel: 0505 855 55 98
Anı Başlığı : Giriş (Önemli Konular)
İsim : İsmail
Soyisim : ÇELİK
İçerik :

Sponsor Bağlantılar

30.05.2003
XABZE (Örf-Adet) KONFERANSI Nedeniyle Eski Adetlerle İlgili Kısa Değerlendirmeler. Hazırlayan : BIC'RA Saim TUÇ Ankara

GİRİŞ :

Bazı arkeolojik bulgu ve belgelere göre Çerkeslerin varlığı İ.Ö. 3500 yıllarına, dil yoluyla yirmi bin, bazılarına göre yirmialtıbin yıl öncesine dayandırılmakta ve bugünkü bilinen Çerkeş boylarının ilk yurdunun, orijin dilinin, geleneğinin aynı olduğu söylenmektedir.

Binlerce yıllık bu derinliği, geleneği, günümüzde bu şartlanmışlıkla yeterince anlamak, yeteri derecede değerlendirebilmek mümkün gibi görünmüyor. Özellikle Ce-bağı'dan sonra, takriben üç yüzyıl öncesinden bu tarafa, gelişme şöyle dursun; her gün biraz daha gölgelenen bu gelişimi, tamamen kaybetmemek ve elden geldiğince bu yok oluşu geciktirme çabaları dışında, fazla bir şey yapıldığı söylenemez.

Çerkesler en az dört kuşaktır dağınık biçimde, birbirinden farklı siyasi oluşum, değişik sos yo- kültürel ortam ve şartlarda yaşamaktadır. Ne kadar muhafazakâr olunsa da etkilenmemek, değişmemek mümkün değil! Dolayısıyla Çerkeş toplumu ve grupları bir değerlendirmeye tabi tutulsa; Günümüzde Çerkeslerin doğrularının ne kadar çok çeşitlendiği, giderek nasıl bir genelleşme ve başkalaşmanın yaşandığı rahatça görülebilir.

Çerkeslik bir bakıma şekilciliktir! Bu şekillerin içe yansıtılması ve sindirilmesiyle anlam kazanmış, eylemlere dönüşerek davranış ve söylemlerde sembolleşmiştir. Semboller toplumun kültürel özelliklerini yansıtan en belirgin sosyolojik şablon ve kalıplardır. Bu kalıplar fazla tahrip edilmeden, yeni eskinin üzerine yapılandırılmazsa; sosyolojik sorunlar kaçınılmaz hale gelmekte, giderek fertler özünden kopmakta, zamanla başkalaşarak ya başkalarının vitrinine süs olmakta yada tamamen kaybolmaktadır.

Sayın Prof. Şemsettin GÜNALTAY ın (1971) bu konuda şöyle bir açıklaması vardır:


"Her hangi bir toplum, yabancı unsurlarla karşılaşmakta sakınca görmezse, incelemeden ve araştırmadan yabancı adetleri, gelenekleri, görenekleri hemen kabullenirse, kendi toplumunun bünyesinde ateşli bir hastalığın hummasını yine kendi yaratır.

Yabancı unsurların, temel unsurlara yaptığı etkiler, ilk zamanlarda pek hissedilmez gibi görünür. Garip bir hoşgörünün içinde yerleşir. Sonra da milli olanakları, milli yetenekleri yer, bir sorumsuzluk ve bir "neme lazımcılık" havası yaratır. Temel binadaki (yapıdaki) unsurlar böylece gevşer. Soy, kültür ve milleti millet yapan ana bağlar çözülür. Korkunç bir iflas başlar. İşte en tehlikelisi de budur."

Konuyu, K.Kafkaslı Çerkeş'ler olarak bu dereceye vardırmadıysak da sarsıntıda olduğumuz da bir gerçek!... Bu bize dağınıklığımızın, muharecetin (talih yetimi olduğumuz kadar, tarih yetimi oluşumuzun) bir dramı ve armağanıdır.

"Halâ yaşayan ve eski kültür değerlerimiz üzerinden nasıl, hangi değerler etrafında kenetlenerek birlikteliğimiz sağlanacaktır?.." Bunun arayışı içinde olmak ve tesbit edilebilmesi çok önemli... Başlangıç olarak, yapılacak görüşmeleri önemsiyorum ve yararlı olabilmek düşüncesiyle bazı eski değerlerden, bazı aktarmalar ve yorumlamalarda bulunmayı hem geçmişe karşı bir vefa borcu, hem de geleceğimize karşı bir görev sayıyorum.

ADETLERİN BAŞLANGICI :

Sosyal hayatın başladığı ilk çağlarda, insanlar tarafından başlatılan düzenlemeler; doğa (tabiat) şartları ile ve varolan canlılardan gelecek tehlikelerden sakınmaya dayanır... Saldırıya uğramak, yok edilmek korkusundan kaynaklanan bu gereksinim, doğal olarak bütün canlılarda vardır. Bir ata, kuşa, öküze, böceğe herhangi bir canlı, hatta kendi türleri bile yaklaşmaya başladığında, toparlanır, ayağa kalkar. Zarar göreceğini anlayan canlı; ya saldırıya geçer, yada oradan uzaklaşır... Bu tedbirsel anlamda, içgüdüsel bir harekettir. Bu bağlamda insanları diğer canlılardan ayıran husus; Akıl ve zekâlarını ileri derecede kullanabilmeleridir. Bireyler ve toplumlar arasındaki meydana gelen fark; yaşadıkları coğrafi şartlar ile karşılaştıkları olayların etkisiyle, yaptıkları düzenlemelere yükledikleri anlam, ona kazandırdıkları kapsam ve düzeye dayanır.

ÇERKEŞ DÜZENLEMELERİ :

O, İptidai dönemdeki Çerkeslerin bilinci "Oturuyorsan yalvar, ayaktaysan saldır!" Anlayışlarıyla ortaya çıkar. Sağ elin sol elden daha aktif ve daha fonksiyonel olacağı düşüncesiyle ve bu esasa göre oluşan: Sakınma hareketleri diyebileceğimiz tedbirsel yöntemler, önceleri saygı ve nezaket davranışları olarak yorumlanmış, sonraları da ahlaki değerler ve ilkeler olarak kabul görmüştür.

Bu sakınma hareketleri, iki kişinin yan yana gelmesiyle insani bir boyut kazanmış, daha güçlü olan (genç), daha güçsüzü (yaşlı) koruma altına almıştır ve yaşlının kendini daha rahat hissetmesi, savunabilmesi için sağ tarafı boş bırakılmış, üç kişi olduğunda da ortaya alınmıştır. Çerkeslerin oturma düzeninde, mekânsal yapılanmasın da, yeme-içme, çalışma hayatında, kadın erkek ve bireysel münasebetlerde kıssaca yaşamın her safhasında duyarlılıklar içeren düzenlemeleri hayli dikkat çekici ve özelliklidir... Sakınma, koruma ve kollama esasına dayanan; Mertlik, dürüstlük ve nezaket içermeyen, saygı ifade etmeyen ve ahlâki olmayan hiç bir adet, gelenek ve kural ciddi anlamda Çerkeslere mâl edilemezdir.

İnsan hem moral, emde fiziki bir yapıya sahip olduğu için, her iki konuda da beslenmeye (hem maddi, hem manevi) ihtiyaç duyar. Bilinçsizce aktarılan bazı öğrenmeler, değerlerde kararsızlık ve toplumda dengesizlikler yaratabileceği gibi, değerlerin kendisini de yok edebilir. O bakımdan maziden akıp gelen bazı özelliklere titizlikle değinilmesinde yarar olacağını sanıyorum. Bu bağlamda:

KÜLTÜREL ÖZET :

Eski K.Kafkasyalılar derin bir kültür birikiminin içinden geliyor olmaları nedeniyle doygundular. O kültürden kaynaklanan özellikleriyle sezgindiler. Görüp geçirdikleri ve çektikleriyle ezgindiler. Buna rağmen gelişigüzelliği ve acizliği kabul etmezlerdi...

İnsan onurunu önemseyen, kişiliğe değer veren, fevkalâde disipline olmuş, gururla tevazuu bağdaştırmış, dürüstlüğü, mertliği ve nezaketi, erdemliği önde tutan paylaşımcı bir zihniyete sahiptiler. Sadece kendilerini değil, başkalarını da bir o kadar düşünür, her canlının bir hayat hakkı olduğu bilinciyle hareket ederlerdi.

Geleneksel, kuralcı bir yapılanmaları vardı... "Toplumuna uymayanla, grup oluşturmayanları adamdan saymazlardı." Bu toplumu bağdaştıran, insanları kaynaştıran demokrasinin ana kaynağıydı. En büyük şanssızlıkları insani açıdan zamanından önce gelişmiş olmalarıydı.

Dolayısıyla, eski K.Kafkasyalı Çerkesler, kendi özgün kültür hayat ortamlarını yitirdikten sonra aralarına katılmak zorunda kaldıkları, egemen kültürler karşısında hayli kayba uğramışlardır! Kayıp değilse bile, ziyadesiyle değişikliğe uğramış bazı özelliklerden satır başlarıyla bahsedecek olursak;

BAZI ÖZELLİKLER :

Küçükler büyüklerin önüne geçmezdi.

Büyükler küçüklerin haklarını görmezlikten gelmezdi.

Kadınlar küçümsenip incitilmezdi.

Çocuklar anne-baba dışında herkesin gözdesi ve ilgi odağıydı.

Misafire neden geldiği, ne zaman gideceği ve açlığı sorulmazdı.

Komşu komşunun prestij dayanağıydı.

Hısım akraba, eş-dost, semt ve yöre insanı moral kaynağıydı.

Kan bağıyla bağlı olanlar onur ortağıydı.

Aynı adla anılanlar kardeş sayılır, akraba evliliği onaylanmazdı.

İnsanlar, başkalarından yararlanmaya değil, yararlı olmaya şartlandırılmışlardı.

Yokken de vermeye kadar varan kendilerine has bir yardımlaşma ve dayanışma anlayışları vardı.

Düşkün göz ardı edilmezdi.

Darda kalan çaresiz ve yalnız bırakılmazdı.

Yabancı dışlanmaz, farklı yapısı ve bilmediklerinden dolayı ayıplanmazdı.

Hediyeleşmek usûldendi, heveslenenden heveslendiği nesne esirgenmezdi.

Hediye küçümsenmez ve beğenmemezlikten gelinmezdi.

Eş-dost, hısım akraba arasında gidip gelmeler çoktu.

Gidilen yere heybesi boş gidilmezdi. Heybede giden konu-komşudan gizlenmezdi.

Tuz-ekmek hatırı sayılır, iyilik unutulmazdı. Yapılan iyiliğin makbulü, sahibince dillendirilmeyendi.

Dostla sır paylaşılır, gereğinde onun adına ondan önce hareket edilirdi ve sır vermemek için ser vermek yeğlenirdi.

Birlikte yola çıkan ve topluma hizmet eden yarı yolda bırakılmazdı.

Kişi yüklendiği işin, hizmetin ve görevin dışına taşmaz; bir taşla iki kuş vurmaya kalkmazdı, (gelmişken şunu da yapayım demezdi.)

Toplumda itibar ve sosyal statü sahibi olmak topluma karşılıksız hizmet etmekten geçerdi.

Maddeye aşırı bağımlılık ve sözünü etmek miskinlik sayılırdı.

Asil kadına ziynet, yiğit kişiye servet yakıştırılmazdı.

Servet ve ziynetin nasıl kullanıldığı, insan kişiliğinin miyarıydı.

Paylaşmanın da yolu yordamı vardı; önemli olan yapılanın yakışığıyla, insanın onuru gözetilerek yapılmasıydı.

Bazen, insanın kişiliğini küçültmemek için, bilerek istismara da açık olurlardı.

Her söz ve davranış, herkese yakıştırılmaz; bazılarının kusuru hatadan da öte sayılırdı.

DAVA NEDENLERİ :

İnsan ve toplumsal ilişkilerde dörtdörtlük, kusursuz olunamadığına göre bazan hataya düşüldüğü de olmaktaydı. Dolayısıyla :

Birine ayağa kalkmamak, yan yada arka dönmek, görmemezlikten gelmek, bilerek yada bilmeyerek kişiyi küçümsemek, herhangi bir yerde yapılan yanlış veya kasıtlı hareket, dava konusu olurdu

Dava, birlikteliğin sorunlarını çözmek, bir bakıma çevreyle bütünleşmek, sadece kendi yargılarının değil başkalarının da bakışını değerlendirmek suretiyle sosyal hayata anlam ve düzey kazandırmak demekti

Ciddi konuların dışında eğlenceye, özellikle öğretiye dönük, ufacık bir tavırdan kocaman anlamlar çıkartılan ve alabildiğine abartılan bir yargılama usûlleri vardı.

Bu bağlamda yargılanmak demek adam yerine konmak demekti...

Yargılamalarda kullanılan üslûp ve tavır önemliydi; nazikâne bir tutum içinde bir nevi diploması dili kullanılırdı.

Üslûba, bütün bireysel ve toplumsal ilişkilerde, özellikle kadınlara karşı dikkat edilirdi.

Şikâyetçi olmanın, gönül huzursuzluğunu dile getirmenin de bazı nazikâne yöntemleri vardı; aracı kullanılır ( elçi, vekil, sözcü gibi ) yada konu grupsal bir ortama taşınır, ondan da güzel sosyal sonuçlar çıkartılırdı.

Sadece sözlerin değil hareketlerin de etkili olduğu bilindiğinden, tavır ve davranışlara da anlamlar yüklenmişti.

Bu anlayışla, şikayetçi taraf sorunlarına ciddiyet katmak için bayanlar, ortamına uygun olarak baş örtülerini, yada saç örgülerini kullanırdı. Erkeklerse, orta yere diz çökerek veya kalpaklarını koltuk altına alarak dikkat çekerlerdi.

Bazı ciddi sorunlarda zorunlu olarak "düello" kuralına baş vurulduğu da olurdu. Kendileriyle bütünleşmiş gibi görünen sivri kamalarına rağmen, dürtmeyi hayvan hareketi sayarlardı.

Güçlülüğü çeviklik ve incelikte görür, genelde kolaycılığı değil zoru seçerler, ölümde bile erdemlik ararlardı.

Önemli olan bela aramamak, geldiğinde de kaçmamaktı.

Utanma hisleri geliştikti, hadlerini bilir, ayıp kazanmamak için kılı kırk yararlardı.

Esas olan başkalarına yakıştırdığını değil kendine yakışanı yapmaktı.

Başkalarının varlığına ve haklarına karşı da hassas ve müşfiktiler. Kimsenin onuru ayak altına verilsin istenmezdi.

Bir kadın, yada kız'ın zorda bırakılmaması, onurunun kırılmaması toplumsal duyarlılıkların en önde geleniydi.

Soyun kadından azdığı bilindiğinden kadının temizliği ve safiyeti dikkatle gözetilirdi.

Kadın erkek ilişkilerinde hata, önce erkekte aranır, bir kadını nasıl yanılttığı konusunda suçlanırdı.

Lekelenen kadın uzağa, bilinmeze verilirdi.

Başkalarının yanında kadına, aciz olana ve çocuğa güç gösterisinde bulunulmazdı.

Birilerinin yanından geçerken, ata öküze vurulmazdı.



BU KONUYU PAYLAŞIN

Share |

Gönderme Tarihi : 20.02.2008
Anı Hit : 3140



Gönderilen anılar,fıkralar,yazılar vs. yazarının sorumluğu altındadır. Kesinlikle site yönetimini bağlamaz.
Yorum Gönderilmemiş..
Yorum Göndermek için Üye Olmanız Gerekmektedir..